
Deliler Evi Yazarı: Kerem Kobanbay ile kısa söyleşi
“… Yönetmen yeterince deli olduğu için, gerisini pek kurcalamadım açıkçası. Balık baştan kokar”
Küçük bir düzeltme yapmak isterim. Deliler Evi; iki değil, aynı anda dört farklı noktada oynandı. Londra’da Fourth Wall Acting’te oynanırken, New York’ta biz, İstanbul’da Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Tiyatro Kulübü, Bodrum’da da Tiyatro Meftun Deliler Evi’ni sahneye taşıdı. Birbirinden binlerce kilometre uzaktaki insanların aynı replikleri aynı anda söylemeleri bir yazar için çok keyifli bir duygu hiç şüphesiz.
İleride Londra seyircisi de bu oyunu bizzat sizden izleme şansı yakalayabilir mi? Turne programı var mı takviminizde?
Maalesef bizim turne programımız ABD içinde sınırlı kalıyor.
Soru: Metni Londra’daki ekibe teslim ederken veya onların prova videolarını izleme imkânınız olduysa, içinizden hiç ‘Oyunu tam da hakkını verecek delilere emanet etmişim’ diye geçirdiğiniz oldu mu?
Yönetmen yeterince deli olduğu için, gerisini pek kurcalamadım açıkçası. Balık baştan kokar.
Editörün Notu: Sevgili okuyucu sizce bu cevap karşısında karşılıklı bir gülüşme yaşanmış mıdır?
Tiyatro Ak’la Kara bünyesinde bugüne kadar sayısız oyunun mutfağında, sahnesinde ve hazırlık sürecinde bulundunuz. Amatör grupların o saf, ticari kaygılardan uzak “sahneye çıkma tutkusu” ile ilgili neler söylemek istersiniz?
Bunu çok önemsiyorum. Karşılığında maaş aldığı halde bir oyunda yer almayı bile istemeyen meslektaşlarımızın olduğunu düşünürsek, hiçbir kazanç beklemeden sahnede olmak isteyen oyuncu adayları alkışı hak ediyor bence.
Kadıköylü biri olarak tiyatro salonu denildiğinde Akla Kara Tiyatrosu’nun yerinin bir başka olduğunu tereddütsüz söyleyebilirim. Tiyatronun adından yola çıkarak biraz ironik bir soru sormak istiyorum: Sizce bugün Türk tiyatrosu ‘ak’ mı, yoksa ‘kara’ mı bir döneminden geçiyor? Sahnelerimizin şu anki genel tablosunu nasıl yorumluyorsunuz?
Uzun yıllar önce rahmetli Enis Fosforoğlu ile birlikte Kadıköy Tiyatrolar Platformu’num ilk adımını atmıştık. Ardından ben Bodrum’a, daha sonra da New York’ta taşındım. Yaklaşık 11 yıldır Kadıköy’den uzaktayım ama iletişimim hiç kopmadı. Maalesef, durmadan yeni bir sahne kapanıyor. Tiyatro Türkiye’deki çoğu şey gibi kan ağlıyor.
O zaman kısıtlı vaktimizi güzel mesajlarla devam ettirelim biz. Oyunun yazarı olarak ekibe ulaşacak bir kulis mesajı alsam?
Yönetmeniniz size defalarca söylemiştir ama bir de benden duyun; komedi ciddi iştir. Komiklik yapmaya kalkmayın. Siz samimi ve enerjik olun, bırakın seyirciyi durumun kendisi güldürsün. Bir de oyunun temposuna kapılıp hızlı oynamayın, doğru esler, çoğu replikten daha komiktir.
Son olarak oyundan bağımsız ama günümüz gerçeği ile bağlantılı bir soru ile bitirmek ister ve soruyu bir dublaj sanatçısı olarak değerlendirmenizi isterim. Seslendirme sektöründe şu sıralar yapay zekâ teknolojilerinin getirdiği büyük bir dönüşüm ve tartışma dalgası var. Sahne sanatları ve tiyatro metinleri insan duygusunun en organik haliyle kalmaya devam ederken, seslendirme dünyasındaki bu dijitalleşmeyi nasıl yorumluyorsunuz?
Yapay Zekâ maalesef oturarak yapılan her işi ele geçirecek. Yorulmayan, hata yapmayan, morali bozulmayan, kurallara uyan bir iş gücü geliyor. İnsan kenara itiliyor. Tiyatro metinlerine de el atmış durumda. Artık arabalar bile şoförsüz gidebiliyor. Yani bence konu sadece seslendirme sektörü ile ilgili değil. Çok ama çok daha vahim. Torunlarımız çalışmayacak, yaşama dair hayalleri ve amaçları olmayacak, duracaklar öyle. Gerçi biz durmadık da ne oldu? Neyzen’in dediği gibi; “Hiç!”