
Deliler Evi Yönetmeni: Ayşegül Hardern ile kısa söyleşi
“… işin keyfini çıkarabilmek en önemli kısmı”
Ayşegül, seninle bu ikinci kez bir araya gelişimiz ve ne mutlu bana! Söyleşimize yönetmenlik yolculuğundaki harika bir tezatlıkla başlamak istiyorum: İnci Türkay’ın tek kişilik muhteşem oyunu ‘Liste’nin ardından, şimdi ‘Deliler Evi’ gibi oldukça kalabalık bir kadroyla karşımızdasın. Bir yönetmen için odağının tamamen tek bir oyuncuda olduğu o minimalist dünyadan, çok sesli ve kalabalık bir sahne trafiğine geçiş yapmak nasıl bir deneyim? Bu iki farklı kutup, senin yönetmenlik reflekslerini nasıl besliyor?
Öncelikle ben de çok sevindim bir başka röportajda yeniden bir araya gelmiş olmamıza. Sanırım sık sık da bir araya geleceğiz gibi gözüküyor. Çok güzel bir soru sormuşsun. Benim odak noktam; oyuncu sayısından çok oyunun bütünü diyebilirim. O nedenle tek kişilik ya da çok kadrolu bir oyun arasında bu anlamda bir fark yok benim için. İnci Türkay’ın tek kişilik oyununda kullandığımız ses, ışık gibi unsurlar oyuna birer oyuncu gibi hizmet ediyordu. 14’ü de öğrencilerimden oluşan bir ekiple çalışmanın zevki ise bambaşka. Yönetmen olarak beni ilgilendiren kısmı süreç oluyor. Süreç güzel ilerleyince sonuç da fena çıkmıyor gibi geliyor bana.
Yine, ‘Liste’ oyununu sahnelerken hafızalarımıza kazınan çok güçlü metaforlar ve simgeler kullanmıştın. Şimdiyse karşımızda tamamen farklı bir tür, temposu yüksek bir vodvil oyunu var. Vodvil demek; kusursuz bir zamanlama, yüksek ritim ve matematiksel bir sahne trafiği demek. Metaforlarla örülü o derin dünyadan, bu kadar hareketli ve matematiği olan bir komedi türüne geçerken bir yönetmen olarak nasıl hazırlandın?
Dediğin ve senin de bizzat izlediğin gibi Liste oyununda metaforlar ön plandaydı. Fakat gerek bu tarz tek kişilik bir oyunda gerekse Vodvil tarzı bir oyunda önemli olan asıl unsur matematiğin doğru ilerleyip temponun doğru kullanılıyor olması. Hazırlık aşamasında çok büyük farklılık olduğunu söyleyemem ama hissiyat olarak ritmin durmaması yönünde çalışmalar yapmaya önem gösteriyorum. Oyunun yavaşladığı yerlerdeki uyumları yakalamak çok önemli. Bir beste yapmak gibi düşünebiliriz bunu.
Gruptaki oyuncuların birçoğunun günlük hayatta muhtemelen çok farklı işleri, sorumlulukları var. Gün boyu işinde gücünde olan bu insanların provaya gelip bir anda ‘Deliler Evi’nin çılgın karakterlerine dönüşmesini izlemek bir yönetmen olarak nasıl bir his? Bu dönüşüm sürecinde oyuncularda gözlemlediğiniz en büyük değişim ne oldu?
Grup üyelerinin tiyatro dışında muhteşem meslek hayatları var ve her biri mesai sonrası koşa koşa provaya geliyor. Gözlemlediğim kadarı ile bu durum her şeyden önce her biri için muhteşem bir deşarj şekli. Yaklaşık iki senedir beraberiz bu ekiple. Bu dönüşüm sürecinde Forth Wall Acting’e geldikleri gün ile sahneye çıktıkları günü izlemek, bir çocuğun büyümesine tanıklık etmek gibi bir durum. Sahnede dururken bedenlerindeki rahatlamaya tanık olmak, daha da önemlisi eğlendiklerini gözlemlemek muhteşem bir duygu. Geçen yılki öğrencilerimle İstanbul turnesi yapmıştık. Bir ara onları izlerken dalıp gittiğimi ve gözlerimin dolu dolu olduğunu hatırlıyorum. İnanılmaz bir duygu bu.
Ekibiniz içinde belki de hayatında ilk kez tiyatro sahnesine adım atacak, spot ışıklarının altına çıkacak amatör oyuncular var. Onların o saf heyecanını, sahne korkusunu ve prömiyer öncesi yaşadıkları o tatlı gerilimi bir yönetmen olarak nasıl göğüsledin? Onları kuliste sahneye itmeden hemen önce kuracağın o son cümle ne olacak?
Ekibimizin büyük çoğunluğu ilk kez seyirci karşısına çıkacak. Umarım onlara bu anlamda yeterince destek oluyorumdur ama her zaman dediğim gibi: “Gerekli çalışmayı yaptınız, rahat olun, eğlenin ve 300 çift gözün sizi izliyor olmasının tadını çıkarın.” Profesyonel oyunlarda bile aksaklıklar çıkabiliyor, o nedenle işin keyfini çıkarabilmek en önemli kısmı. Yaratmaya çalıştığım şey takım ruhu, birbirlerine olan sorumluluklarının farkında olmaları. Bunlar tamam olduktan sonra ekibin ruhu sahneye de, oyuna da, seyirciye de geçiyor.