
“Keşke mümkün olsa da, oyunun ardından izleyici ile bir saatlik bir söyleşi yapabilsek”
Bir Vicdan ve Sorgulama Hikayesi olan `Liste` Oyununu sahneleme kararı nasıl çıktı?
Oyunumuzun yönetmeni Ayşegül ile uzun yıllardır; bizi derinden etkileyecek, vurucu bir tarafı olacak, söylemek istediklerimizi ortaya koyabileceğimiz bir oyun arayışı içerisindeydik. ‘Liste’ oyununun metnini görünce çok etkilendik ve anlatmak istediklerimizin tam karşılığının bu oyun metninin içinde olduğunu fark ettik. Fikir olarak çok uzun yıllardır aklımdaydı zaten fakat, tiyatroda telif hakları ile ilgili süreç çok uzun olduğundan ve Ayşegül sayesinde oyunun yazarı Jennifer Tremblay’i ancak ikna edebildiğimizden okuma provalarına da ancak başlayabildik. 8 yıllık bir hayalin hayat bulması için doğru zaman bu zamanmış diyebiliriz.
Oyun tek kişilik bir oyun ama arkasında dev bir kadro var gibi…
Evet, harika ve çok güçlü bir ekiple çalıştık. Jennifer Tremblay ile bizzat iletişime geçen ve onu ikna etmeyi başaran değerli yönetmenimiz Ayşegül Hardern, LAMDA mezunu ve Türkiye’nin ilk kadın ışık tasarımcısı Ayşe Sedef Ayter’in’ oyunun Fransızca’dan çevirisini yapan Lal Atakay’in, ses tasarımlarında oyuna farklı bir dokunuş yapan Cem Tuncer’in, bol ödüllü ve cok onemli bir yonetmen olan Baran Gündüzalp’in afis tasarimi ve video calismalari sonucunda ortaya gerçekten de etkileyici bir çalışma çıktı.”
Oyunun bir kadın hikayesi olduğunu söyleyebilir miyiz?
İnci Türkay: İlk bakışta öyle olduğunu söyleyebiliriz fakat genelinde herkesi derinden etkileyecek ve kendi kendini sorgulatacak bir hikaye. Çünkü, hayatınızda atladığınız en ufak bir detayın hem sizi hem etrafınızdakileri nasıl etkileyebileceğini kestiremiyorsunuz çoğu zaman. Bu da beraberinde bir sorgulama ve vicdan sürecini başlatıyor. Hele ki günümüzde özellikle sosyal medyaya baktığımızda herkes güya çok mutlu, çok zengin, bakımlı, herkes mükemmel bir aile tablosu çiziyor; fakat diğer taraftan sorumluluklarımız bizleri içten içe kemiren bir vicdani süreç ile baş başa bırakıyor. Dolayısıyla mesajları çok olan bir oyun olduğunu söyleyebilirim. Hatta keşke mümkün olsa da, oyunun ardından izleyici ile bir saatlik bir söyleşi yapabilsek ve kimin ne anladığı üzerine sohbetler gerçekleştirebilsek.
Ayşegül Hardern: Özellikle biz kadınlar günlük hayatımızda o kadar fazla sorumluluğu omuzlamak zorunda kalıyoruz ki. Nasıl ki örgü örerken bir ilmek kaçtığında bütün örgü bozulur; oyunun yarattığı hissiyat da biraz bu benzetmeyle tanımlanabilir. Oyunun orjinali tek bir mekanda, mutfakta geçiyor ama ben sahneye koyarken birkaç katman eklemeyi tercih ettim, metaforlar yerleştirdim. Karakterin kendini sorgulama sürecini sadece metin üzerinden anlatmak yerine sürpriz bazı elementlerle yansıtmak istedim. Sonunu da biraz umut dolu bitirmek istedik; şu ana kadar yaptığımız provalarda da o yolda ilerliyoruz gibi. Oyunda sembollere ve görsel efektlere de yer verdik. Bu anlamda çok iyi bir ekiple çalışıyoruz. Oyuncu seçiminde zaten çok şanslıyım, teknik ekipten yana da çok şanslıyım. 2 Mart’taki prömiyer günümüzü merak ve heyecanla bekliyorum.
Provanızın küçük bir bölümünü izledim ve bana geçen duygu dışarıdaki kaostan çok insanın kendi zihninin içindeki kaosla mücadelesi oldu. Bir yandan da buradaki hayatıma adaptasyon sürecimi hatırlatan dokunuşlar oldu. Bir seyirci gözü ile yaptığım bu yorumu, ‘Liste’nin oyuncusu ve yönetmeni olarak nasıl yorumlarsınız?
İnci Türkay: Ne kadar güzel yorumladınız! Tam olarak da anlatmak istediğimiz bu. Bu kadar kısa bir bölümünü izleyip bu geri bildirimi vermiş olmanız, oyunda vermek istediğimiz mesajların doğru olduğuna bir işaret sanki.
Ayşegül Hardern: Oyunumuz hem erkeklere hem kadınlara hitap eden bir oyun olsa da, kadınların kendilerine daha fazla pay çıkaracakları bir oyun. Özellikle anne olduktan sonra kadınların sorumlulukları biraz daha farklı anlamda değişiyor. Sizin de provalar sırasında tanık olduğunuz kadarıyla ifade ediş şekliniz, biz kadınların yaşadığı süreçleri sahnelerken metaforlar eşliğinde anlatmaya çalışmamızın doğru bir seçim olduğunu gösteriyor.
Peki İnci Hanım, siz hayatınızdaki listelerle yüzleşebildiniz mi? Nasıl bir süreçti ve listenizde sizi en zorlayan konu ne oldu?
Benim için sancılı ama bir o kadar da öğretici bir süreçti. En zorlandığım konu herkesi mutlu etme halimle yüzleşmek oldu. Kendimi hep beşinci plana attığımı, “En son ben” dediğimi ve başkalarını mutlu edince mutlu olduğumu fark etmek; başkalarının mutluluğundan mutlu olmak ve bu esnada “Peki ben neredeyim?” diye sorgulayamamak… Ama kabul etmek iyileştiriyor, bunu anladım. Önce kendime karşı dürüst olmayı öğrendim ve hafifledim. Hala öğrenme aşamasındayım, hala yolum var tabii ama kendime karşı çok daha şefkatliyim.
Oyun İngilizce de sahnelenecek yanılmıyorsam?
Oyle olmakla birlikte, ilk oyunumuzu anadilimiz, Turkce oynamayi daha anlamli bulduk. Fakat oyun esnasinda, İngilizce versiyonu üst yazı olarak verilecek sahnede; böylece Türkçesi yeterli olmayan yerli-yabancı tüm seyirciler de rahatlıkla izleyebilecek. 2 Mart Londra prömiyerimizin ardından Türkiye ve farklı Avrupa ülkelerinde de sahne alacağız.
Türkiye’de nerelerde sahne alacak?
İlk olarak 13-14 Mart tarihlerinde, Ankara Tatbikat Sahnesi’nde oynayacağız. Sonrasında da İstanbul’a geçeceğiz. Görüşmekte olduğumuz tiyatrolar var ama şu an imza aşamasında olduğumuzdan kesinlik kazanmadan mekan ismi vermek istemiyorum.
Uzun zamandır Londra’dasınız. Artık tam anlamıyla “Londralıyım” diyebildiğiniz bir aşamaya geldiniz mi?
9 sene oldu Londra’ya geleli. Gurbette olmanın getirdiği yoğunlukla birlikte çok güzel dostluklar, bağlar kuruldu bu süre içerisinde. Mesela Ayşegül ile tanışalı 6 sene oldu ama sanki hayatımın her döneminde var olmuş kadar yakın hissediyorum onu kendime. İstanbul’da en yakın arkadaşlarınızla bile görüşecek zaman bulamazken, burada daha farklı bağlanıyor, kenetleniyor insanlar birbirlerine. İngiliz arkadaşların var mı diye soracak olsanız “var” derim ama onlarla sohbet edebileceğimiz konular belli bir çerçeve içinde kalıyor. Türkler gittiği yerde yine Türkleri buluyor sanırım netice olarak. Giderek daha da köklenen bir Türk arkadaş çevremin oluştuğunu söyleyebilirim. Geçenlerde oğlum Ali ile sohbet ediyorduk ve İngiltere’nin farklı farklı yerlerinde ne çok anı biriktirdiğimizi fark ettik. Bir yerde anılarınız oluşmaya başladığı an orada köklendiğinizi de fark ediyorsunuz. Ülkemi de çok seviyorum. Hatta bir an önce Türkiye’deki seyircilerimizle buluşmak için çok sabırsızlanıyorum. Burada yaptığım her güzel atılımı orada da devam ettirmek istiyorum. Çocuklara yönelik drama okullarım da buna bir örnektir mesela. Gelen talepler doğrultusunda da şu an Türkiye’de 5. şubemizi açtık. Yarı oralı yarı buralıyım diyebilirim aslında. Çok sık gidip geliyorum Türkiye’ye. Kalbim de aklım da hem orada hem burada.




Oğlunuz Ali neler yapiyor?
Ali benim her şeyim. 20 yaşında genç bir adam artık. LSE’de (London School of Economics) son senesini okuyor. Hayatımdaki listelerin en başında her zaman önce o geliyor ve her zaman da o gelecek.
Londra deyince sizin için vazgeçilmez olan bir şey?
Klasik bir cevap verip “Tabii ki doğası!” demek yerine `düzen`i demeyi tercih edenlerdenim. Çünkü ben, fazlasıyla kural ve düzen insanıyım ve bu ülkede her şeyin kurallı, sistematik, disiplinli, düzgün işliyor olması beni çok mutlu ediyor. Gerek sette gerekse özel hayatımda disiplin seviyorum. İngilizler belki pratik zeka anlamında bize oranla eksik olabilirler ama insanı büyüten, besleyen disiplindir. O nedenle Londra’da en sevdiğim şey bu düzen ve disiplin.
“Bir türlü alışamadım!” dediğiniz bir özelliği var mı?
Herkes havasından şikayet eder, ben rüzgarından şikayetçiyim. Kapalı, yağmurlu havanın getirdiği ruh halini severim ama rüzgarı bir başka esiyor ve hiç sevmiyorum.
Türkiye’den dizi teklifleri alıyorsunuzdur eminim. Yıllar sonra sizi yine bir dizide görebilecek miyiz?
Dizi yapmak istemiyorum ve gelen teklifleri de geri çeviriyorum. Çünkü dizi süreleri çok uzun ve çalışma koşulları çok ağır. Artık o işe bir “Dur!” dedim. Fakat dijital platform dizilerine sıcak bakıyorum. Doğru bir proje olursa yer almak isterim. Sinemaya her zaman açığım ki, geçtiğimiz yıl “Sihirli Annem: Birimiz Hepimiz İçin” ile seyirci ile buluşmuştuk. Bunların dışında reklam ve dublaj çalışmalarım devam ediyor.
Ocak 2026 – Londra