
“Agresif değil, net bir insanım.”
Diren Kartal senin gerçek ismin mi?
Diren gerçek ismim. Özel bir hikayesi yok fakat, Doğu Londra’da büyüdüğümü düşünecek olursak “Diren”menin önemli olduğunu söyleyebiliriz. Oralarda yaşarken fazla direnmem gerekmedi tabii ama genel karakterime baktığımızda hayata tutunurken de antrenman yaparken de direnişi elden bırakmıyorum. Güçlü bir karaktere sahip olduğumu düşünüyorum.
Araya bir de babalık girdi, o da farklı bir direnç gerektiriyor değil mi?
Aynen. O daha farklı bir direnç gerektiriyor gerçekten de. Fakat dünyanın en keyifli duygusu baba olmak. O nedenle eğlenceli yönü daha ağır basıyor. Bir çocuğa bakmak için öncelikle gereken enerji. O enerjiye de sağlıklı olduğun zaman sahip olursun. Sağlıklı bir fizik de enerji ve direnci artıran en önemli faktörler zaten.
Hangisi daha zor; ağır bir antrenman mı, oğlunun gece uyanmaları mı?
Tabii ki gece uyanmaları! Fakat eski bir tenis sporcusu olan eşim aynı zamanda çok disiplinli bir insan. Bu disiplini oğlumuzun uyku düzenine de çok güzel yansıttı. Akşam 7’de yatıp sabah 7’de uyanan bir oğlumuz var. Maşallah diyelim lütfen
Kaç aylık oldu?
8 aylık oldu. “Zor zamanları geride kaldı” diyorlar bazen; böyle bakarsak hayatta her şey zor. İki seçeneğin var; ya oturup ağlayacaksın akşama kadar ya da hayatındaki yeniliğe “adapte” olmayı tercih edeceksin. Çocuk sahibi olmayı seçtik madem, seçimimizle yaşamayı öğrenmenin yolunu bulmak zorundaydık.
Senin genel olarak hayata bakışın bu sanırım. Sızlanıp şikayet edenlere tavrının sert olduğunu düşünüyor musun?
Düşünmüyorum. Hayat zor, herkes de bunun farkında. Bu gerçeği ne kadar hızlı kabul edersen hayatın da o kadar hızlı kolaylaşır. Hayata pozitif bakan, açık sözlü bir insanım. Başkalarının hakkımda ne düşündüğüne kafa yormam. O yüzden de kendim olmayı başarabiliyorum.
Başladığın günden bugüne çok büyük bir etkileşim ağı geliştirmene rağmen bu, “mahallemizin çocuğu” samimiyetini nasıl koruyorsun?
Bu büyüdüğüm evle alakalı bir durum. Anne ve babam beni bu şekilde büyüttü. Fakirliği de gördüm zenginliği de gördüm ama benden önce ailem kendimi kaybetmeme müsaade etmedi, etmez. Ben de doğruluğumdan asla vazgeçmediğim için bu samimiyet insanlara da geçiyor.
Ailenden her fırsatta bahsediyorsun. Aile odaklı bir insansın sanırım.
Evet, ailem her şeyin başında geliyor. Çok yoğun çalıştığım için onlarla geçirdiğim her an çok kıymetli. Öyle özel bir program yapmamıza da gerek yok vakit geçirmek için. Basit bir yemek, güzel bir sohbet; daha fazlasına gerek yok.




Buraya “fakat” diye bir virgül koyuyorsun. Nedir bu fakat?
Ailem hayatımın merkezi ama öncelik “kendim”. Ben kendime öncelik tanımasaydım bugünkü başarım da olmazdı. Bu başkalarının hayatını olumsuz etkilemek anlamında bir bencillik değil. Hedeflerine ulaşmak adına başkalarının fikir ve yönlendirmelerinden çok, kendi inandığın hedefe yönelmek adına oluşan bir bencillikten bahsediyorum.
Hayatındaki insanlar için sabır ve anlayış gerektiriyor bu durum o zaman. Özellikle de eşin için…
Eşimle kültür ve aile yapısı olarak çok benzeşiyoruz. Bir de biz birbirimizi çok iyi okuyabilen bir çiftiz. Tüm bu faktörler de rahat yol almamızı sağlıyor. Fakat yine kadınların işi erkeklerden çok çok daha zor. Anne olarak çok daha zor. Üstüne bir de benimle uğraşıyor.
Gelelim Dirensu’ya. Neden girdi Dirensu hayatına?
Kadınların yaşadığı zorluklar erkekler tarafından pek anlaşılmıyor. Uzun yıllardır kadınlarla çalışan bir antrenör olarak kadınların özellikle de menstrüal dönemde yaşadıkları hem fiziksel hem mental zorlukları çok iyi biliyorum. Kadınların hayatını kolaylaştırmak ve erkekler tarafından anlaşılmalarını sağlamak için de böyle bir karakter ortaya çıkartmak istedim.
Dirensu’nun bu kadar popüler olmasını bekliyor muydun?
Bekliyordum çünkü bizim insanımız komediyi seviyor. Komedi faktörünü eğitimin içine doğru bir şekilde yerleştirince kısa zamanda Dirensu, sevilen bir karaktere dönüştü. O nedenle popülerliği benim için sürpriz olmadı. Bire bir çalıştığım danışanıma “Bugün bu kadar sinirli olmanın nedeni menstrüal döngü içinde olmandan mı kaynaklanıyor?” samimiyeti ve bilgisi ile yaklaştığımdan kadın danışanlarım Dirensu & Diren ikilisini çok sahiplendi. Hiçbir faydam olmuyorsa da en azından eğleniyoruz. Hayatta eğlenmekten daha güzel ne var!
Erkeklerin hayatını nasıl kolaylaştırıyor Dirensu?
Dirensu’ya kulak veren bir erkek, halı saha maçına gitmek için izin alacağı günün doğru olup olmadığını anlar. Şu an bu satırları okuyan erkek okuyucular varsa: “Emin ol! Kadının biyolojik özelliklerini anlamaya başladığın gün hayatın daha kolaylaşacak.”
Sarı saçlarından sen suçlusun Dirensu… Nereden çıktı o sarı peruk?
Yaşadığım mahallede yürürken Afrika kökenli ürünler satan bir mağaza dikkatimi çekti ve içeri girdim. Dükkan sahibi de çok tatlı bir teyzeydi, karşılıklı şakalaşırken ben elimde bu perukla mağazadan çıktım ve her şey böyle başladı.
Dirensu’yu en sinir eden özelliğin nedir?
Benim her daim haklı çıkmam.
Paylaşımlarında eğlenceli olduğun kadar sert bir mizacın da varmış gibi gözüküyor. Şu an karşımda oturan Diren gayet sakin bir insan…
Bu anlamda insanlar beni yanlış anlıyor. Agresif değil, net bir insanım. Net ve samimi duruşum agresiflik gibi algılanıyor. Doğruları söylemekten de kaçınmam ama doğruları duymak herkesin işine gelmeyebilir. Bazen Dirensu’nun da işine gelmiyor.
Eşin, Dirensu dedik… Peki nasıl bir anne ile büyüdün?
O benim kahramanım. Annem çok disiplinli, çalışkan bir insan. Annemin yüklendiği sorumlulukları babam onun kadar yüklenemezdi mesela. Hiçbir konuda bahane gösterdiğini, şikayet ettiğini görmedim. Çok zor koşullarda bile her zaman çok güçlüydü. Kadınlara, özellikle de annelere olan saygım buradan geliyor olabilir. Kadınların hayatı erkeklerden çok daha zor. Net!
Diren’in direnci, motivasyonu düştüğünde kim ayağa kaldırır onu?
Eşim ve de son 8 aydır oğlum. Ve de bütün ailem. Doğru arkadaş grupları da çok önemli. Bu konuda da çok şanslıyım.
Bazen sabah uyanıp da hiçbir şey yapmak istemediğin olmuyor mu?
Oluyor tabii. Eşimin zorlamasıyla harekete geçiyorum. Tuhaf bir mantalitesi var bu durumun. Ayda bir gün bu ruh halinde olursan bir bakarsın haftada bir koltuktan kalkamaz olursun. Bu anlamda da motivasyondan çok disipline inananlardanım. Sevmediğim bir şeyi seviyormuşçasına kendimi disipline eder, yoluma da böyle devam ederim.
Oğlun büyüdüğünde sporla ilgilenmek istemezse ne olur?
Benim evimde yaşıyorsa spor yapmak zorunda. Kariyer anlamında onu asla zorlamam. Fakat sağlık açısından spor ile iç içe bir hayatı olacak. Beni izleye izleye bunu normalleştirecek ve bana eşlik edecek. Fakat benim popülerliğimi de kullanmasına izin vermem. Kendi çalışıp kazansın o popülerliği.


Beslenme konusunda tutumunuz nasıl olur sence?
Önemli olan altyapıyı sağlam tutmak. Altyapıyı sağlam tutarsanız büyüdüğünde beslenme kaynaklı sağlık sorunları ile daha az karşılaşır. Yoksa büyük küçük herkesin canı pasta çeker. Onun da çekecek. Ben her akşam bir parça çikolata tüketen, canım çekiyorsa dondurma yiyen bir insanım. Bir insanı ne kadar çok kısıtlarsan o kadar ters etki yaratır, ne kadar eğitirsen o kadar olumlu karşılık alırsın. Oğlumu büyütürken de bu tutumdan vazgeçmeyeceğiz.
Diren Kartal gecenin bir yarısı mutfağa girdi diyelim. Ne yerken yakalanır?
Buzdolabında sağlıklı opsiyonlar tabii ki çoğunlukta ama yine söylüyorum bir parça çikolatadan kimseye zarar gelmez. Yanı sıra buzdolabında y oğurt her zaman bulunur. O nedenle gecenin bir yarısı yoğurda biraz çikolatalı protein, biraz bal, biraz meyve katıp yerken görebilirsiniz beni. Hayatta her şey denge. Dengeyi iyi kurarsan ne istiyorsan onu yersin.
Türkçen gayet düzgün, neden insanlar Türkçeyi sonradan öğrendiğini düşünüyor?
Türkçem her zaman düzgündü aslında. Türkiye’de yaşadığım ve Beşiktaş’ın altyapısında oynadığım zamanlar oldu. Sürekli de gidip geliyorum. Fakat Londra doğumlu biri olarak Türkçeyi bu şehrin enerjisine göre konuşuyor olabilirim. Bu da insanlarda böyle bir algı oluşturuyor olabilir.
Oğlunuz hangi dilde büyüyor?
Türkçe, İngilizce ve eşim Sırp olduğu için Sırpça.
Ve son olarak…
“Haftada en az üç gün direnç antrenmanı yapın. Aynada, tartıda zayıf gözükmeniz önemli değil, önemli olan sağlıklı bir vücut için antrenman yapmak. Ama abartmayın, sonuçta olimpiyatlara gitmeyeceksiniz. Rastgele değil planlı spor. Unutma!
Mart 2026 – Londra