Skip to Content
Merve Bayindir interview image

“Bana soru yöneltildiğinde düşüncelerimi saklamam.”

Kitabı orta yerinden açıyorum Merve. Bundan sonrasını da akışa bırakıyorum. İstanbul’dan Londra’ya gelişin biraz da kaçış gibi. Ne kaçırdı keyfini de kendini Londra’da buldun? 

Mesela bir tasarımcının belli bir kalıba sokulma çabası, mesela talihsiz bir nişanlılık dönemi geçirmem, mesela bir anda medyanın odak noktası haline gelmem ve özel hayata saygı ihlali, mesela Türkiye’nin politik gidişatı…

O zaman en son satırdan başlayalım. Politik gidişat… 

Ben çenemi hiç tutamayan bir insanım. Son 10 senedir çok deniyorum ama yapamıyorum, elimde değil. Baktık olmuyor, marka ile bu durumu ayırma kararı aldık. Benim için çok zor bir durum ama politik düşüncelerimi hiçbir şekilde marka üzerinden paylaşmıyorum.

Lafını esirgememek lanetin gibi bir şey olmuş bir bakıma. 

Bana soru yöneltildiğinde düşüncelerimi saklamam. Çünkü saklamamı gerektiren bir durum yok. Fakat bir süre sonra gazetelerde çok fazla yer almaya başladım. Bu durum da markamın önüne geçmeye başladı. Hatta annem sürekli uyarıyordu yaptığım yorumlarla ilgili ama ben başka türlü olmayı bilmiyorum. Dolayısıyla bu durum beni bir süre sonra hırpalamaya başladı. O hırpalanma sürecinde de yerimi bulamadım. Benim hayat felsefemde karşıt görüşlerde olan insanlar da arkadaş olabilir ama Türkiye’de bu mümkün değil. Türkiye’de herkes birbirinin ışığını söndürmeye çalışıyor.

Medya sektörü ne yaptı da kaçırdı seni? 

Marka olarak tanınmaya başladığım dönemlerde bile sokaktaki Merve olarak özel hayatıma rahatlıkla devam ediyordum. Fakat basın sektörü bu rahatlığı yaşamama pek izin vermedi. Bir süre sonra, gece eğlencesi dönüşlerinde sokakta fotoğrafları çekilen bir insan olmaya başladım. Hiç tanımadığım adamlara telefonda 45 dakika boyunca dil dökmem gerekti fotoğraflarımı silmeleri için. Röportaj vermeyi, canlı yayına çıkmayı çok severim ama özel hayatımı çok özel yaşamayı severim. Dolayısıyla Türkiye’de bu “özel hayata saygısızlık” tutumu beni çok rahatsız etmeye başladı ve uzaklaştım.

Kırgın mısın peki? 

Zerre kadar kırgınlık yok, inan. Hayatım boyunca üniversite dönemi hariç gerek lisede gerekse bu işi yaşamaya başladığım dönemlerde zorbalık gördüm. Ne zamanki zorbalığın bir nevi övgü olduğunu ve zorbalığı yapanın övemediği için zorbalık yaptığını keşfettim, bu tutum da benim için bir şey ifade etmemeye başladı.

Mesleki anlamda karşılaştığın zorbalık neydi? 

Tasarımcıların gördüğü en büyük zorbalık bir kalıba sokulmaya çalışılmaları. Bir “insan Merve Bayındır” var bir de “marka Merve Bayındır” var. Bu marka var olduğu sürece de ona uygun hareket etmem gerekir. Bu markanın tasarımcısı olarak da benim kendime ait bir stilim var. Fakat bu stili mesleği modellik olan bir kadın kadar mükemmel vücut hatları içerisinde taşımak zorunda değilim. Zaten hayatım boyunca hiçbir zaman zayıf bir kadın olmadım ama saklamak istediğim bölgelerimi doğru saklar, istediğim kıyafeti yine giyerim.

Bir süre sonra modellik yapan insanlarla beni yan yana koyup kıyaslamaya başladılar. “Bir şu modele bak bir de Merve’ye” şeklinde eleştiri yağmurlarına tutulmaya başladım. Kaldı ki, o bir model bense tasarımcıyım; birebir aynı giyinsek bile aynı görünmemiz mümkün değil. Ferrari ile Toyota’yı karşılaştırmak gibi bir şey bu. Olmaz ki! Modelin görevi kıyafeti doğru taşımak, bense bambaşka bir kategoride takılıyorum ve standartlara uygun giyinmek zorunda değilim.

Sormamda ve yayınlamamda sakınca olmadığını söylediğin için uzun yıllardır mücadele ettiğin “Bipolar Bozukluk” durumundan da bahsetmek istiyorum. Hem belki seninle aynı durumda olanlar için de aydınlatıcı olur. 

Biraz dengesiz bir insanım, yalan yok. Bunun üzerine bir de bipolar bozukluk eklenince dengeyi tutturmak daha da zor hale gelebiliyor. Türkiye’de hala rahatlıkla konuşulabilen bir konu değil bu. Bipolar bozukluğunuz olduğunu söylediğiniz zaman “Aaa deli bu!” diyorlar. Halbuki alakası bile yok; sadece duygu durumumu sizler gibi regüle edemiyorum, hepsi bu.

Herhangi bir ilaç tedavisi, destek alıyor musun? 

İlk ilaç kullanımına başladığımda şu cümleyi söylediğimi hatırlıyorum: “Sizin mutluluk dediğiniz kavram bu mu?”

Yani? 

Yani ben başka bir derinlikte ve boyutta yaşıyorum ve bu duygulardan kopmak istemiyorum. Mesela ilk teşhis konulduğunda verilen ilaç lityum içerikliydi. İki gün kullanıp bıraktım çünkü o iki gün boyunca ortalıkta hayalet gibi dolaştım. Şu anda kullandığım ilaçlar insanı hayattan koparmıyor, duygularımı sıfırlamıyor. Düşük moda geçtiğim zaman onu dengeliyor. Bir de bipolar bozukluğun birçok farklı çeşidi var. Benimki insanı halüsinatik noktaya getiren türden değil. Bipolar bozukluk; teşhisin çok doğru konulması, uzman desteği ve doğru ilaç tedavisi ile desteklenmesi gereken bir hastalık.

Bipolar Bozukluk hayatımın doğal bir parçası artık. Bazen “İlacı bıraksam mı acaba?” diye düşünceler geçse de aklımdan; kızgınlık, kırgınlık, depresyon yaşamaya gücüm olmadığını fark ediyorum. İnsan belli bir yaştan sonra sükunet arıyor, dolayısıyla aynen devam.

Yaratıcılık kısmına nasıl yansıyor? 

Uçacak imkanım olsa yine uçmaya başlarım yaratıcılık anlamında. Buna engel olan sadece kullandığım ilaçlar değil elbette. Şartlarla da çok alakalı. Mesela Londra’ya geldiğimden beri runway (podyum) tasarımı yapmadım ve bunu çok özlüyorum. Çünkü runway tasarımı yaptığınızda daha özgür oluyorsunuz. Müşteriye satılacak olan şapka runway‘de sunulmaz; oraya çıkan tasarımlarım, müşteriye neler tasarlayabildiğimin referansıdır.

Aklına bir fikir geldiğinde, üretime giden süreçte neler yaşıyorsun içinde? 

Fikir aşamasında önce annemini kafasını şişiriyorum ve 2 ile 3 hafta arası, normalde uyuduğumdan daha fazla uyuyorum. Çünkü o süreçte kafamın içinde durmaksızın çözüm üretiyorum ve bir sabah uyandığımda da ne yapmak istediğimi bilerek uyanmış oluyorum.

Merve Bayidir interview
87. Gazi kosusu - 2011, Turkiye

Şapkaların ve sen… Hangi dönemin kadınlarısınız? 

Keşke imkanım olsa da 1930’ların ve 1970’lerin başlarında sırasıyla 3-5 sene yaşayabilsem. Vücudum kaldırsa o dönemlerin tarzını yansıtan kıyafetleri bugün de giyerim ama vücudum kaldırmıyor. Yoksa kıyafetlerdeki o özen, detay, kalite öylesine zarif ve güzel ki özleyip istememek mümkün değil. Sadece kıyafette de değil, genel olarak Art Deco ve Art Nouveau akımını çok seviyorum.

Şapkalarınızdaki emek, işçilik, detay muazzam. Buna rağmen aldığın en absürt ve haksız müşteri eleştirisi neydi? 

Bir şapkanın üzerindeki çiçekleri bile tek tek elimizle dikiyoruz. Kimi şapkalarımızın üzerinde 500 tane çiçek oluyor; onlar bile tek tek elimizde dikiliyor. Hasır ya da kumaş şapkalarımız tek tek elde boyanıyor ki bunun için hazır satılan bir boya yok. Bir sürü karışımdan elde ediliyor doğru boya rengi. Bazen bir boya denemesi için yarım metre kumaş gidiyor. Buna rağmen müşterilerden biri bana telefon açıp “Bu çiçeklerin aynısı Amazon’da da satılıyor. Utanmıyor musunuz bu paraları istemeye?” dedi.

Sen ne dedin? 

Önce şapka tasarlanırken her katmanının nasıl bir detaydan geçtiğini anlattım nazik bir dille. Sonra da “Ama tabii siz haklı olabilirsiniz, bu paralara değmiyor olabilir şapkalarımız. Malzemeler madem satılıyor oralarda, temin edip evde de kendiniz yapıştırabilirsiniz çiçekleri” diyerek kapattım konuyu.

2011 yılına, Gazi Koşusu’nda keşfedildiğin o güne dönelim mi? Ne oldu o gün? 

O dönemler şapka tasarımı hobi olarak yaptığım bir şeydi. Hayatımda ilk kez Gazi Koşusu’na davet edildiğim 2011 yılındaki yarışlara da kendim için tasarladığım bir şapka ile katıldım. Ben at yarışlarının mantığını anlamak üzere pür dikkat yarışı izlerken, o esnada bir sürü fotoğrafım çekilmiş, farkında bile değildim. Ertesi gün de manşetlerdeydim.

Günümüz Gazi Koşusu’nda tercih edilen şapkalar ile ilgili neler düşünüyorsun? 

Ağlamak istiyorum. Öncelikle gece elbisesi ile at yarışlarına gidilmesini anlamadığım gibi, o elbiseler üzerine tercih edilen rüküş şapkalara hiç anlam veremiyorum. 2011’de “Kendini Kraliyet Ailesi’nden zannediyor” diyerek çok dalga geçildi benimle ama o günden bugüne de hiçbir ilerleme olmadı bu alanda.

Buralara dönecek olursak biraz da; Kraliyet Ailesi’nden tarzını beğendiğin kimler var? 

Tarzını beğenmediğin kimler var diye tersine soracak olursak; Kate’in tarzını çok sıkıcı buluyorum. Fazla hanım hanımcık. Bu kadarına gerek yok bence. Daha yüksek bir mertebede olmak demek illa 1950’lerin kadınını yaşamak zorundasın demek değil. Kendini fazla kasıyor gibi hissediyorum. İspanya Kraliçesi’nin tarzını çok beğeniyorum. Hem çok zarif hem çok modern. Doğru yerde doğru kıyafeti giyinmeyi çok iyi biliyor.

Kate, BAFTA Ödülleri’nde yıllar sonra tekrar giydiği Gucci kıyafeti ile çok övgüler aldı. Bu konuda senin fikrini merak ediyorum. 

Onun yerinde olsam, genç bir tasarımcının kreasyonunu tercih ederdim. Saygı uyandıracak hareket asıl budur. Kate’in bu konuyla ilgili örnek olması gerekiyorsa önce yerli markaları desteklemeyi öğrenmesi gerekiyor ki, aslında zaman zaman bunu çok iyi yapabilen biri. Yerel bir tasarımcıdan giydiği bir kıyafeti tekrar giyse bu kadar tepki göstermem. Ama Gucci’nin bir elbisesini tekrar giymesi benim için bir şey ifade etmiyor.

Peki sen tasarımcısı olmak ister miydin? 

Beğendiği bir şapkayı istediği renk veya detayda değişiklik yaparak çalışmak isteyebilirdim ama sıfırdan bir tasarım yapmak istemem.

Neden? 

Zorlanacağımı düşünüyorum. Herkesle uyum sağlayabilen bir insanım ama doğal olmadığını düşündüğüm, samimiyeti yakalayamadığım biri ile çalışmayı zor buluyorum. Kendisiyle hiç tanışmadım, belki de tam tersidir ama duygum bu şekilde. Ama “Kraliçe için tasarım yapmak ister miydin?” dersen, kesinlikle evet.

Kraliçe Elizabeth ile tanışma fırsatın da oldu değil mi? 

Evet, Londra Moda Haftası’nda tanışmıştım. En büyük hayalimdi şapkalarımın vesilesi ile kendisiyle tanışmak, gerçek oldu. Senelerce kendimi o ana hazırladım, hatta reverans yapmayı öğrendim günün birinde tanışırsak diye.

Nasıl bir andı tanıştığın o an? 

Başta, hayallerimde hazırlandığım kadar rahat konuşamadım karşısında. Fakat kendisi bana çok yardımcı oldu ve rahatlamamı sağladı. Çok zarif ve çok samimi bir insandı. Karşımda anneannem duruyormuş hissini uyandırdı bende. Bir de oldum olası çok hayranı olduğum bir insan. Ben de dahil birçok insan İngiltere’ye karşı kızgınlık beslese de kraliçeyi ayrı bir yerde tutuyor. Çünkü o her şeyden önce bir kadın olarak her zaman dik durmayı başardı. Çok genç yaşta çok büyük bir sorumluluğun altına girdi ve bu anlamda ne kadar mutluydu tartışılır. Yine de bir gün olsun halkına olan sevgisinden, saygısından bir şey kaybetmedi.

İngiliz kadınının giyim zevkini nasıl değerlendiriyorsun? 

Londra şehir olarak birinci dünya ülkesi şehri. Fakat İngiltere’nin geri kalanı her konuda üçüncü dünya ülkesi gibi yaşıyor. Bu durum giyimlerine de yansıyor; çok zevksizler ve tutucular. Yerlere kadar uzanan tek parça çiçekli elbise görmekten fenalık geliyor bana mesela. Bunu biraz da kuzey ülkesi insanları olmalarına bağlıyorum. Ülke karanlık, dolayısıyla giyim tarzları da karanlık ve donuk. Bu konuda bir tek kraliçe bu kalıpları yıkmış. Halkın arasında insanlar onu rahatça görebilsin diye bu denli renkli kreasyonlar tercih ettiğini biliyor muydun? Bir de şimdiki gelinine bak! İnsan tenine bu kadar yakışmayan renkleri neden ısrarla giyer bilmiyorum.

“Beni nereden duymuşlar?” diyecek kadar seni şaşırtan bir sipariş aldın mı? 

Evet. Amerika’da köyün birinde yaşayan bir papazın eşi için şapka tasarladım. O bana oldukça ilginç gelmişti. Bir de bir huyum var; şapka siparişi geldiğinde, ilk iş adrese bakıyorum nereden geldiğini anlamak için. Eğer siparişin verildiği adrese ait ev haritada bulanıklaştırılmışsa, o evin ünlü birine ait olduğunu anlıyorum.

En sevdiğin ünlü müşteri çeşidi hangisi? 

Stilistini araya koymadan siparişi bizzat kendisi veren müşteri. Mesela geçen yıl, Harry Potter serilerinin yazarı J.K. Rowling bizzat kendisi sipariş verdi. Önce sahte bir hesap zannettim ve ciddiye almadım. Royal Ascot’a tasarımını yaptığım o şapkayla gitti ve bayağı ses getirdi tasarım. Kendisi de memnuniyetini dile getirdi; bir de imzalı kitabını yollasaydı ne iyi olurdu. Her ne kadar dünya görüşlerimiz farklı olsa da kitaplarını seviyorum.

Psikoloji eğitimi aldın ama şapkacı oldun. Yine de dönüp dolaşıp tasarımların müşterinin psikolojisini de yansıtan ürünlere dönüştü diyebilir miyiz? 

Kesinlikle. Ben mutluluk satıyorum. Müşterimi kalıplarının dışına çıkması için cesaretlendiriyorum. Psikolojik takipte iyi bir tasarımcıyımdır ama beğenmeyeceğiniz ürünü de tasarlamakta ısrarcı olmam. Kendimi anlamaya çalıştığım, sorguladığım bir dönemde; annem ve lise öğretmenimin de teşviki ile psikolojiye yöneldim. Bugün de müşterilerimle randevularımız biraz da psikoloji seansı havasında geçiyor. Müşterilerimin hikayelerinden elbette etkileniyor ve içselleştiriyorum ama günün sonunda onların içinde mutlu olabilecekleri tasarımlar sunmaya özen gösteriyorum.

Son olarak bir şapkacı mesajı alalım? 

Komik olacak biraz ama… İnsanlar en derin dekolteyi giymekten korkmuyorlar, en büyük takıyı takmaktan korkmuyorlar, en büyük ameliyatları yaptırıp yüzlerini değiştirmekten korkmuyorlar. Şapkadan niye bu kadar korkuyorlar bilmiyorum. Herkesin özenip takmaya cesaret edemediği bir aksesuar olduğu için bu kadar dikkat çekiyor şapka. Biraz cesaret!

Mart 2026 – Londra

Sibel Tüzün
Sibel Tüzün
Kerem Gönlüm
Kerem Gönlüm
Yunus Yılmaz
Yunus Yılmaz
Mert Fırat
Mert Fırat